29 Ağustos 2013 Perşembe

Kitap Yorumu: Karanlık Ateş- Karen Marie Moning


Orjinal adı: Darkfever
Türkçe edisyon: Karanlık Ateş
Yazar: Karen Marie Moning 
 Seri: Ateş (Fever) #1
Tür: Urban Fantasy, Yetişkin, Paranormal
Goodreads puanı: 4.19/5

* * *

Karanlıktan korkar mısınız?
Hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve yeri geldiğinde insanlar gördüklerine de inanmamalıdır...

Güzel, akıllı ve normal biri olmak, görünürdekinin gerçeğini ortaya çıkarmaya yeter mi bilinmez ama MacKayla bu özelliklere sahip bir kadın olarak “gerçekler” için çaba sarf edecektir.
Tek amacı, diğer tüm normal insanlar gibi mutlu ve sade bir hayatı varken kardeşinin öldürülmesi ile mantıklı bir açıklama getiremediği tuhaflıklara son vermekti.
Anne ve babasına olan sadakatini çiğneyerek kardeşinin katilinin peşine düşen Mac, İrlanda’ya gider. Çıktığı yolculuk, onu hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı, iyi ile kötünün aynı derecede tehlike yarattığı karanlık bir dünyaya sürükler. Kısa süre içerisinde ise daha da büyük bir meydan okumayla karşı karşıya kalır: Sahip olduğundan haberdar bile olmadığı gücünü – insanlık âleminin ötesindeki, tehlikeli Fae âlemini görebilme yeteneği – kullanmayı öğrenir ve istenilenden çok daha uzun bir süre hayatta kalmayı başarır.
Her hareketi, geçmişi olmayan ve Mac’in hayal ettiği gelecekle alay eden bir erkek olan karanlık ve gizemli Jericho tarafından gölgelenir..


* * *
        
Karen Marie Moning
    Mac için ablasının öldürüldüğünü söyleyen telefona cevap vermesinden önce hayat tamamen normaldir. O telefona cevap vermeden önce, bir barda çalışan güneyli mutlu bir kızdır. Ama telefona cevap verdikten sonra hayatı tamemen değişecektir. Ablası, Alina'nın katilini bulmak için ailesinin bütün itirazlarına rağmen koca Atlantik Okyanusunu geçip, tanıdığı kimsenin olmadığı İrlanda'ya gelir. Polis hiç bir delil olmadığı için Alina'nın dosyasını kapatmıştır ama Mac kararlıdır. Katili bulacaktır.

    Evet, buraya kadar paranormal bir şey yok, zaten asıl olay Dublin'de ki ilk gecesinde bir barda başlıyor. Mac sadece kendisinin, Fae'lerin (Yaratıkların genel adı bu) çekici görüntüleri altındaki gerçek hallerini görebildiğini keşfediyor. Bunun sebebi ise onun bir Sidhe-kahini (Okunuşu: Şi-kahini) oluşu.


Burada değinmem gereken bir nokta var o da kitabın başlarda kafanızı karıştırabileceği. Çok fazla ırk, çok fazla isim olduğundan değil sadece okunuşları zor ve dikkatli olmazsanız boşa okuyormuş gibi olursunuz. (Kişisel deneyim.) Ben bizzat uğraşmak istemediğimden bu tür konularda çok sevdiğim not alma yöntemine başvurdum, hemen öğreniyorsunuz neyin ne olduğunu. Öneririm yani.

    Nerde kalmıştım, hah, evet, peki kimden öğreniyor Sidhe-kahini olduğunu? Barrons'tan. Kendisini çok sevdiğimi belirtmek isterim. Kırmızı gömleği dışında. Kırmızı gömlek Sevdiğim Kıyafetler Top 10 listemde yer almıyor ne yazık kı. Mac'in pembe takıntısı gibi. Ben doğum günü pastasından mavi dilim almak için cıngar çıkaran bir kızım, o yüzden böyle giyinmesi beni sinir etmeliydi ama çokta takmadım bütün o karanlık yaratıklar içinde pempe pempe gezmesi Bayan Gökkuşağına yakıştı. :D Konuyu Barrons'tan Mac'e getirdim ya aferin bana. Ben en iyisi devam edeyim.

    Tanıtımda her haraketi Jericho yani Barrons tarafından gölgelenir diyor ya, gerçek değil o inanmayın ona. Barrons'um uyardı Mac'i evine dön diye ama kararlı çıktı kız. Bulucam o katili dedi durdu. Neyse sonra işte bu Mac'in Fae tarafından yapılan Kutsal Emanetleri Sidhe-kahini olduğu için hissedebildiğini anladılar. Bu arada Fae'lerin kötü olduğunu söyleyeyim de yanlış anlaşılmasın. Alina  Kutsal Emanetlerden biri olan Sinsar Dubh'yu (Okunuşu: Şi-sa-du) ararken öldürüldüğü için de Mac de, Barrons ve bir çok başka kişi gibi bu kitabı aramaya karar verdi. Böylece Barrons'la bir nevi ortak oldular. 



    Aşkın dibine vurmadan yazılmş bir kitaptı Karanlık Ateş ve bu olayları daha ön plana getirdi bu yüzden hoşuma gitti. Monning'in yarattığı yeni dünyayı sevdim. Mac konusunda kararsız kaldığımı belirtmek isterim. Tatlı bir karakterdi ama çok da ısınamadım. Tabii bir Anita beklemedim hiç bir zaman. Sadece Barrons'ta biraz hayal kırıklığına uğradım. Sanırım 30'larının başında olması o kadar YA'dan sonra tuhaf geldi ama yine de çok sevdim. Hemde kitabı okumadan. Ciddiyim. Baştaki Terimler Sözlüğünde ne zaman (Tanım: J.B) yazdığını görsem salak salak kirkirdemeye başlıyordum. Ne oldu bana anlamadım.

    Kitap genel anlamda iyiydi. Çok iyiydi. Ama 'bayıldım!' durumuna gelemedim.Nedeni de büyük ihtimal aksiyon eksikliğiydi. Monoton ilerlediğini kabul etmek zorundayım. Kızın başı ne zaman belaya girse ''Hadi! Bu sefer biraz aksiyon olsun!'' desemde ne yazık ki kaçıyorlar ya da başka bir şey oluyor. Bu yüzden 1 yıldız kırıyorum ve 4 veriyorum. Son bölümü ne yazık ki gece 3'te okuduğum için kahkaha atamadım ama yapabilseydim bütün ev sallanırdı. Barrons'un Bayan Lane demeleri de ayrı hoştu. Devamını bir önce okuyacağım cevaplanmadık çok soru kaldı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme